Anu

Anu, Diablo evrenindeki ilk varlık ve tartışmasız her şeyin ortaya çıktığı yaratıcı tanrıdır. Evrende hiçbir şey var olmadan önce yalnızca bir inci vardı ve bu inci Anu’nun akıl sır ermez ruhuydu, her şeyin bütünü: iyi ve kötü, aydınlık ve karanlık, fiziksel ve büyüsel. Anu kendini süzdüğünde, saf olmak için tüm kusurlarını ardındırmaya karar verdi. Geriye kalan şey bir elmas savaşçıydı, ancak arındırılan parçalar kendilerini ölüm ve karanlığın yedi kafalı ejderhası olan Tathamet olarak bir araya getirdi. İki varlık, binlerce yıl boyunca incinin içinde birbiriyle mücadele etti. İkili ölümcül darbelerini vurduğunda, ölümleri evreni ve içindeki her şeyi yarattı.

Anu’nun parıldayan omurgası Crystal Arch oldu, sonunda Yüce Cennetler’in oluştuğu ve tüm meleklerin geldiği. Benzer şekilde Tathamet’in bedeni de Yanan Cehennemler oldu ve ejderhanın yedi kafası Büyük Kötüler oldu. Üç ana kafa Ana Şeytanlar olurken, kalan dörtlü Küçük Şeytanlar oldu. Ortada, Pandemonium meydana geldi. Burası, Anu’nun Gözü olarak da bilinen Dünyataşı’nın yeri, Cennet ve Cehennem’in savaşacağı yer oldu.

Biyografi

The Dawn

Anu vs. Tathamet
Anu, Tathamet ile savaşırken.

Skatsimi bilgesi Lam Esen’in yazdığına göre, başlangıçta Anu’nun yaşadığı tek, mükemmel bir inci vardı. Anu her şeyin bütünüydü: iyi ve kötü, aydınlık ve karanlık, fiziksel ve mistik, neşe ve hüzün—hepsi formunun kristal yüzeylerinde yansıyordu. Ve, sonsuz rüyasında, Anu kendini düşündü—tüm sayısız taraflarını. Tam bir saflık ve mükemmelliyet biçimi arayan Anu, tüm kötülüklerini kendinden arındırdı. Tüm uyumsuzluklar ortadan kalkmıştı…bir süreliğine. Bu uyumsuz parçalar ilk Prime Evil Tathamet’e dönüştü. Her ne kadar ayrı varlıklar olsalar da, Anu ve Tathamet incinin içinde bağlıydı. Orada, sayısız çağlar boyunca sonu gelmeyen bir aydınlık ve karanlık savaşında birbirlerine karşı savaştılar, ama üstünlük kazanamadılar. Sonunda, sayısız binlerce yıllık savaşın ardından enerjileri tükendi, birbirlerine son vuruşlarını yaptılar. Anu ve Tathamet’in inanılmaz öfkeleriyle açığa çıkan enerjiler bir ışık ve madde patlaması yarattı, öyle geniş ve öyle korkunçtu ki evrenin ta kendisi doğdu.

Mirasları

It is written that when it died, Anu transcended into a benevolent place beyond the universe, a paradise of which nothing is known. In the universe as it is known however, its legacy remained. The Eye of Anu, later known as the Worldstone, remained at the center of Creation as the foundation of all places, times, and possibilities. Anu’s spine spun out into the primordial darkness, where it slowed and cooled. Over countless ages it formed into the Crystal Arch, around which the High Heavens took shape and form. It is from this arch that angels come into existence. The existence of Anu is known to some humans, though interpretations differ—some, especially in more primitive cultures, view the above tale as being absolutely true. Other scholars and mystics take the tale as being an elaborate metaphor for good and evil and the constant, warring dynamic seen among the forces of nature. Of note, to many scholars, archangels of the Angiris Council are living embodiments of the virtues of Anu. Though some aspects have changed for these angels, the beings Imperius, Tyrael, Auriel, Itherael, and Malthael represent(ed) Anu’s virtues of valor, justice, hope, fate, and wisdom respectively.

Some believe that Rogar’s Huge Stone was fashioned from Anu’s crystalized blood.

Zoltun Kulle argued that it was humans, not angels, who were the true inheritors of Anu, for it was only when Anu rejected his darker half that true evil and suffering was born. In his mind, unlike Anu, humanity had to embrace its inner demons, and be all the stronger for it.

Aksi belirtilmediği sürece, site içerikleri CC BY-SA 3.0 koşulları altındadır.