Diablo Hikâyesi

Bölüm I – Tristram’ın Kararması

Gerçekliğin yaratılışından itibaren, High Heavens’ın (Yüce Cennetler) meleksi lejyonları ve Burning Hells’in (Yanan Cehennemler) iblisvari güruhları Eternal Conflict (Sonsuz Savaş) diye bilinen bitmeyen bir savaş yürütmüşlerdi. Uzun yıllar süren savaştan sonra, her iki ordunun bireyleri mücadeleden yorgun düştüler ve barış içinde yaşayabilecekleri bir ev aradılar.

Worldstone diye bilinen büyük bir artifakın güçlerini kullanarak hem Cennetler hem de Cehennemler’den saklı Sanctuary adlı dünyayı oluşturdular.

Sanctuary’de yaşayan iblisler ve melekler birbirleriyle çiftleşmek için gelerek nephalem diye bilinen insaların ilk nesli olan güçlü hibritleri üretmişlerdi. Zamanla melekler Nephalem’lerin potansiyellerinden korkmaya başladılar ve Worldstone’u yavrularının güçlerini sınırlamak için ayarladılar. Nesiller boyunca, insanlık kanlarında kilitlenen sırları yavaşça unuttu.

En sonunda, Cennetler ve Cehennemler, Sanctuary’nin varlığını öğrendiler ve dünyayı Sin War (Günah Savaşı) adlı bir savaşa soktular. Mücadele durma noktasına geldiğinde, her iki taraf da Sanctuary’deki savaşlarında ateşkeste anlaşmaya vardılar ve insanlığı kendi kaderlerine bıraktılar. Yine de, Yanan Cehennemler’in Prime Evil’leri (Baş İblisler) Diablo, Mephisto ve Baal insanları savaş araçları olarak kullanmayı planladılar.

Bu amaç daha küçük iblisler arasında huzursuzluk yaratarak isyan çıkarmalarına sebep olmuştu. Cehennem’in lejyonları harap edilse de Baş İblisler’i Sanctuary’e sürgün etmişlerdi. Cennet’in liderlerinden biri olan baş melek Tyrael, İblisler’in insan dünyasında olduğunu farketmişti ve Baş’ları (Baş İblisler’i) avlamak üzere gizlice bir büyücü birliği olan Horadrim’i kurmuştu. Baş’ların özlerini içerebilecek Soulstone’lar (Ruh Taşları) ile donanan Horadrim, onları tuzağa düşürüp hapsederek, Üçünün ruhlarını Sanctuary genelinde sakladı.

İnsan kral Leoric Tristram’ı toprağı olarak seçene dek, Baş İblisler tarafından hiçbir entrika yaşanmadan iki asır geçmişti. Leoric’in haberi olmaksızın, kötü niyetli varlık küçük kasabanın altında bekliyordu: hapsolmuş Lord of Terror (Dehşetin Efendisi), Diablo.

Kral Leoric
Kral Leoric

En sonunda, Kızıl Ruhtaşı’nın (Crimson Soulstone) sınırları zayıflamış ve Diablo böylece kasaba halkının zihnine girmişti. İblisin etkisi altında, Leoric’in yardımcılarından biri olan Başpiskopos Lazarus, Diablo’yu serbest bıraktı.

Gerçek efendisinin serbest kalmasıyla, Lazarus kralı iblisvari amaçlar için kullanmaya çalıştı. Leoric’e yakındaki Westmarch ülkesinden gelen hayali bir tehlikeyi fısıldayarak, en büyük oğlu savaşçı Prens Aidan’ı öldürmek için bir orduyla hükümdarı yönetmişti.

Daha sonra Lazarus kralın en genç oğlu Prens Albrecht’i kaçırmıştı, böylece Diablo çocuğu ilhak ederek tekrar fiziksel form alabilecekti.

Diablo çocuğun vücuduna girince, Tristram’ın altındaki şeytan kasaba boyunca yayılmaya başlamıştı.

Aidan kardeşini kurtarmak ve Tristram’ı temizlemek için yemin ederek geri dönmüştü. Sisterhood of the Sightless Eye’dan (Görmeyen Göz Kardeşliği) bir rogue, Kehjistan’dan bir Vizjerei büyücüsü ve bir dizi, silahlar ve zırhlar konusunda eğitimli dayanıklı savaşçılar da dahil dünyanın her yerinden maceracılar Aidan’ın görevi için gelmişti.

Kahramanlar, Tristram’ın hayatta kalan çeşitli köylüleri tarafından desteklenmişti: Demirci Griswold grubun ekipmanlarını dövüp, tamir etmişti, Cadı Adria olara büyülü kitaplar ve iksirler sağlamıştı. Yaşayan son Horadrim Deckard Cain ise görevlerinde onlara rehberlik etmek için bilgisini kullanmıştı.

Lazarus Tristram’ın altında öldürülmüş ve Aidan, Albrecht’in vücuduna girip onu bir ucubeye çeviren Diablo’ya meydan okumuştu. Aidan Diablo’nun tezahürünü yok etmiş… fakat Kızıl Ruhtaşı’nı yok edememişti. Daha fazla masumu bozulmaya uğratmak için Diablo’nun serbest kalmasından korkan Aidan, çareyi ruhtaşını kendi alnının içine daldırarak iblisi taşımakta bulmuştu.

Yorgun olan Aidan, Tristram’a dönmüştü fakat şehirdeki kutlamalar zihnini lanetleyen kara özü sakinleştirmek için bir işe yaramamıştı. Kısa süre sonra Prens cevap ve kurtuluş aramak için doğuya gitmek üzere ayrılmıştı.

Bölüm II – Karanlık Gezgin

Diablo’nun etkisiyle boğuşmasına rağmen, Aidan yavaşta iblisin öncelikli amacını yerine getirmeye sürüklendi: diğer Baş İblisleri serbest bırakmaya. Aidan, Görmeyen Göz Kardeşliği’nin operasyon üssü olan Rogue Monastery’ye doğru seyahat ettikçe, Diablo’nun ruhu, manastırın sakinlerini evlerinden süren acımasız iblisleri yarattı. Manastıra sığınan eski bir serseri olan Marius mucizevi bir şekilde saldırılar esnasında kendini zarar görmemiş olarak buldu.

Tanık olduğu dehşetlerin bulanık zihninin hileleri olup olmadığından emin olmayan Marius, Dark Wanderer (Karanlık Gezgin) diye adlandırdığı Aidan’ı takip etti.

Karanlığı silmek için çalışan bir grup kahraman, hayatta kalan roguelar tarafından inşa edilen küçük bir kampta toplanmıştı. Bu kahramanlar;

Arreat Dağı’ndan bir barbar,
Skovos Adaları’ndan bir amazon,
Zakarum inancından bir paladin,
Kehjistan’dan bir büyücü ve
doğu ormanlarından bir necromancer’dı.

Deckard Cain’i iblisvari hapisten kurtardıktan sonra, kahramanlar onun rehberliği altında, enfekte edilen Manastır’ı temizlediler fakat Aidan’ı yakalamak için çok geç kalmışlardı.

Marius’un eşliğinde Aidan, büyük Horadrim Tal Rasha’nın bir zamanlar kendini feda ettiği doğu mezarına gitti ve Lord of Destruction’ı (Yıkımın Efendisi), Baal’ı hapsinden kurtarmak için Kehribar Ruhtaşı’nı (Amber Soulstone) göğsüne sapladı.

Mezarın içinde başmelek Tyrael, Aidan ile kapıştı. Bu arada, Baal Marius’u kandırıp Tal Rasha’nın solmuş vücudundan Kehribar Ruhtaşı’nı çıkarttırarak kendini serbest bırakmayı başardı.

Tyrael
Tyrael bir iblisi öldürürken…

Aidan ve Baal, Tyrael’in üstesinden gelip onu mezara hapsetmiştiler. Ancak bu, Yıkımın Efendisi’ni (yada herhangi bir Baş İblis’i) Sanctuary’den sürgün edecek olan hareketten, başmeleğin Marius’a Baal’ın ruhtaşının kırıklarından birini almasını ve onu Yanan Cehennemler’e götürerek yok etmesini emretmesinden önceydi.

Kahramanlar mezara ulaştığında, Marius ve Baş İblisler gitmişlerdi. Şampiyonlar, Marius’un yolunu izlemelerini ve onun umutsuz girişiminin başarıya ulaştığından emin olmak için kendilerini teşvik eden Tyrael’i hızlıca serbest bıraktılar.

İnsanlığın kahramanları, Baal ve Aidan’ı, iblislerin kardeşi Mephisto’yu hapsinden kurtardığı Zakarum dininin kutsal bölgesi Travincal’a doğru izlemişlerdi. Tekrar bir araya gelen Baş İblisler, insalığa hakim olma planlarını harekete geçirmişlerdi. Mephisto, hiç kimsenin kardeşine müdahale etmeyeceğinden emin olmak için Sanctuary’de kalırken, Diablo Aidan’ın ölümlü etini atıp, Cehennem’in lejyonlarını toplamak için bir geçitten geçti.

Kahramanlar Travincal’a ulaştıklarında, sadece Mephisto’yla değil ayrıca Zakarum’um bozulmaya uğratılmış aydınlarıyla da savaşmaya zorlandılar. Mephisto’nun mağarasının taşlarını bile sarsan acımasız bir mücadele sonrasında, insanlığın şampiyonları Lord of Hatred’ı (Nefretin Efendisi) yıktılar ve ruhtaşını geçit aracılığıyla Cehennem’e taşıdılar.

Cehennem’in derinliklerinde, kahramanlar Mephisto’nun ruhtaşını Anvil of Annihilation (İmha Örsü) üzerinde parçalamıştılar. Ardından Diablo’yu kan nehirleri ve lavların aktığı lanetli bir katedrale kadar takip etmişlerdi. Burası, kahramanların Dehşetin Efendisi ile çarpıştıkları, tüm kahramanlık ve kudretlerini onun zamansız kötülüğüne karşı kullandıkları savaş meydanıydı. En sonunda, Diablo yenilmişti ve Kızıl Ruhtaşı, Cehennem’in kalbinde kopartılmıştı.

Bu arada Baal, Worldstone’u (Dünyataşı) bozulmaya uğratıp, tüm insanlığı şeytanın tarafına çekmek için kuzeye gitmişti. İlk olarak Yıkımın Efendisi kardeşlerinin kaderinden kaçmayı düşünmüştü. Kehribar Ruhtaşı’nı korkuyla tutup yok etmeyi başaramayan, bir akıl hastanesine sığınan Marius’u izlemişti. Kılık değiştiren Baal, Marius’u aldatarak ruhtaşından vazgeçmesini sağlamış ardından acımasız bir şekilde hayatını sonlandırmıştır.

Bölüm III – Yıkımın Efendisi

Marius’un ölü ellerinden alıp silahlandığı Kehribar Ruhtaşı’yla, Baal bizzat kendisi kudretli barbar kabileleri için kutsal sayılan büyük bir dağ olan Arreat’ın kuzey topraklarına bir saldırı düzenledi. Hedefi dağın kendisiydi, Sanctuary’nin yaratıldığı Dünyataşı’nın yattığı yer.

Baal’ın güruhları kuzeyi harap etmiş, çeşitli mistik Elder’ların kendilerini feda ederek evlerinin etrafına koruyucu bir büyü yaydıkları Harrogath’ın ufak kasabasını koruyan her barbar kalesini yok etmişlerdi.

Kasabanın hayatta kalan son Elder’ı Nihlathak büyülerinin gücünden şüphe duymuştu, bu yüzden Yıkımın Efendisi’yle bir pazarlık yaptı.

İblisvari ordu, Harrogath insanlarını Baal’ın Arreat Dağı’na spektral bekçiler ile savaşmadan girebilmesini sağlayacak olan artifak Relic of the Ancients’ı vermeleri karşılığında bağışlayacaktı.

Diablo’yu yenen kahramanlar Baal’ı, aralarına iki yeni üyenin katıldığı kuzeye kadar izlemişlerdi. Biri kaçak büyücüleri avlamak için kurulan birlik olan Viz-Jaq’tarr’ın bir suikastçısıydı. Diğeri Scosglen’in ormanlıklarından gelen, doğanın güçlerini komuta ediyor ve hayvan formlarına giren bir druid idi.

Tyrael’in yardımıyla kahraman grubu yollarını Harrogat’a ulaşmak için Baal’ın öncülerini aşıp, vahşi kuzey topraklarında bulmuştu.

Kasabada kahramanlar Nihlathak’ın hilesini ortaya çıkarmışlar, hain Elder’ı yenmişler ve Arreat Dağı’nın zirvesine yarışmışlardı, sırf dağın kalbine çoktan ilerleyen Baal’ı bulabilmek için. Onlar onu yakalayamadan ve Baal, Dünyataşı’nın yer aldığı odada kötümcül işine başlarken, değerli zamanlarını Arreat’ın koruyucu Kadimleri’ni yenmek için harcamışlardı.

İçeride kahramanlar Yıkımın Efendisi’yle yüzleştiler ve onu acımasız bir savaşta mağlup ettiler. Diablo, silahlarının ve dualarının önünde düşmüş olmasına rağmen, Baal Sanctuary boyunca tehlike yayılmasına sebep olacak eylemi çoktan gerçekleştirmişti: Dünyataşı’nı bozulmaya uğratmıştı.

Başmelek Tyrael önemli bir karar vererek, insanlığı kurtarmak için melek kılıcı El’druin’i Dünyataşı’na fırlatarak, Sanctuary’i oluşturan objeyi yok etmişti.

Yakındaki barbar yerleşimleri de dahil çevredeki topraklar yıkıcı bir patlamayla yok olmuş ve ölümlü dünyası Cennetler ve Cehennemler’in bakışlarına maruz kalmıştı.

Bölüm IV – Düşen Yıldız

Dünyataşı’nın yok olmasıyla, Sanctuary’nin Sonsuz Savaş’taki rolü sonsuza dek değişmişti.

İnsanlar geçmiş çağların korkularını büyük ölçüde unutmuş ve Yeni Tristram kasabası bir zamanlar Diablo’nun toprağın altında durduğu yerden çok ta uzağa yayılmamıştı.

Ancak Deckard Cain unutmamıştı. Evlatlık yeğeni Leah’ı Yeni Tristram’a getirmiş ve bir zamanlar katedralden süzülen şeytan üzerine çalışmaya devam etmişti.

Sanctuary
Sanctuary

Cain, kıyametin Sanctuary’i yeniden tehdit etmesinin an meselesi olduğuna inanıyordu ve 20 yıllık göreceli huzur boyunca uyarıları görmezden gelinmişti… ta ki cennetlerden bir yıldız düşene dek.

Yıldız, Tristram’ın eski katedralini vurmuş, Cain’in bir kraterin içine düşmesine sebep olmuş ve Leah’ı amcasının yardımına koşturmuştu.

Düşen yıldız hikâyeleri Sanctuary’nin dört bir yanından kahramanları çekmişti:

Arreat yıkımından kurtulan gezgin bir barbar;
İntikam dolu bir iblis avcısı;
Ivgorod manastırlarından bir keşiş;
Umbaru insanlarından bir cadı doktor, ve
Xiansai ada ülkesinden bir sihirbaz.

Bu kahramanların her biri, uzun zaman önce melekler ve iblislerden doğan nephalemleri hatırlatan eşsiz yetenekler göstermişlerdi.

Kahramanlar Leah’ın yardım ricasını yanıtlamışlar ve darbeden kurtulup, düşen yıldızın enerjileriyle yeniden canlanan iskeletsel iğrençliklere karşı hayatı için savaşan Cain’i bulmuşlardı. Krateri incelediklerinde, düşen yıldızın bir adamdan başka birşey olmadığını, Sanctuary’e varışını hatırlamayan biri olduğunu keşfetmişlerdi.

Bu yabancının kimliğine dair birkaç ipucu vardı: zar zor hatırladığı (ancak önemini bildiği) uğursuz bir alamet ve Sanctuary’e vurduğunda parçalanan kılıcı.

İki yıl boyunca Sanctuary’ye yeni korkunçlukların düşmesi beklendikten sonra Cain adamın’ın kötü durumunu, yaklaşan karanlığı anlayabilmek için anahtar olarak tespit etmiş ve nephalemi kılıç parçalarını bulmayla görevlendirmişti.

Maghda
Maghda

Kahramanlar parçaları başarıyla almalarına rağmen, Lesser Evil Belial’ın bir kültisti olan Maghda silahın parçalarını ele geçirmeye çalışmış ve Leah ile kahramanlardan kaçmadan önce Cain’i ağır yaralamıştır. Sanctuary’deki son eylemi olarak Cain kılıcı tamir etmiş ve kederli yeğeninin gözleri önünde vefat etmiştir. Cain’in ıstırabı boşuna değildi: silahıyla yeniden bir araya gelen yabancı; kendini, ilahiliğini insanlığı iki iblis efendisinin gelişi için uyarmak uğruna feda eden düşen melek Tyrael olarak göstermiştir.

Bir zamanlar Diablo ve onun kardeşlerini Burning Hells’in dışına atan Lesser Eviller olan Yalanların Efendisi Belial ve Günahın Efendisi Azmodan, Sanctuary’ye geliyor, insanlığa hakim olmak için sürdürdükleri savaşı geri getiriyorlardı.

Bölüm V – Kara Ruhtaşı

Nephalem ile birlikte Leah ve Tyrael, Maghda’yı Caldeum çöl şehrine kadar takip ettiler. Maghda’yı, iblislerin istila ettiği Alcarnus’ta köşeye sıkıştırdılar ve Cain’in intikamını aldılar—ancak kahramanlar, son nefesini vermeden önce cadıdan karanlık bir gerçeği öğrendiler.

Efendisi Yalanların Lordu Belial, Caldeum’un derinliklerinde gizlenmekte, halkı gölgelerden manipüle etmekteydi. Tyrael ve Leah şehir kanalizasyonlarında iblis efendisinden deliller aradılar, fakat sadece Belial’ın kölelerini ve tutsağını buldular: Leah’ın uzun süredir kayıp annesi, bir zamanlar Aidan ve onun yoldaşlarına Diablo’ya karşı olan savaşlarında yardım eden cadıya.

Şeytani güçlerle savaşmak Adria’yı yıllar önce saklama ve istemsiz de olsa Leah’ı geride bırakmaya zorlamıştı. Her iki kadın da bir araya geldikleri için minnettardılar, fakat Adria hızlıca onun Caldeum’daki varlığının ciddiyetini anlamıştı. Belial’ın köleleri onu, Prime ve Lesser Evil’lerin ruhlarını yakalayan, onları Sanctuary’den sürgün eden bir artifact olan Kara Ruhtaşı’nın aramasında yakalamıştı.

Black Soulstone
Kara Ruhtaşı (Black Soulstone)

Kara Ruhtaşı’nın mimarı, Zoltun Kulle olarak bilinen bir Horadrim haini onun yerini bilen tek kişiydi ancak yüzyıllardır ölüydü. Leah’ın büyülerini kullanarak, grup deli sihirbazın bir görüntüsünü çağırdı ve bir pazarlık yaptı: Kulle, gömülü büyüsel arşivlerine ve içindeki ruhtaşına giden yolu paylaşacaktı …canlandırılması karşılığında.

Kulle, ininin kalbinde hayata döndürüldüğünde Kara Ruhtaşı’nı çağırdı, fakat kristalin yedi Evil’den beşinin ruhuyla uğuldadığını görünce şaşırdı. Yirmi yıl boyunca, Adria dikkatlice beş iblis efendisinin özlerini işaretlemişti böylece taşın içinde kapana kısılacaklardı.

Cadıdan ve onun niyetlerinden şüphelenen Kulle, nephalem’e bir anlaşma önerdi: Cennetler’i ve Cehennemler’i alaşağı etme karşılığında, Sanctuary’e ortaklaşa hükmetmeyi. Kahramanlar öneriyi reddettiler ve Kulle’nin yasak büyüleriyle uğraşmak zorunda kaldılar.

Ellerindeki Kara Ruhtaşı’yla, nephalem Belial’ı hapsetmek için Caldeum’a döndüler… ancak tek buldukları Belial’ın kuvvetleriyle kuşatma altına alınmış şehirdi. Hızla hareket eden kahramanlar, mecburen imparatorluk sarayına giden yola koyuldular ve Caldeum’un çocuk İmparatoru II. Hakan’ın kılığına girmiş olan Belial’ı buldular.

II. Hakan
II. Hakan

Bir öfkeyle, Yalanlar Lordu neredeyse imparatorluk sarayını ve onun yanı sıra nephalem’i paramparça ediyordu—ancak kahramanlar Belial’ın üstesinden geldiler ve ruhunu Kara Ruhtaşı’na hapsettiler.

Caldeum’a barışın tekrar gelmesiyle, nephalem Azmodan için ava çıkmaya hazırlanıyordu fakat Leah çoktan Günah Efendisi’nden alaycı bir görü almıştı.

Ruhtaşı’ndan bilgisi olması hakkında övünen Azmodan, tüm cehennemvari ordusu Sanctuary’i Arreat Krateri’nden istila etmeye başladığı için sevinmişti.

Bölüm VI – Bastion’s Keep Kuşatması

Aslen barbarian tehdidini zaptetmek için Arreat Dağı’nın yanına kurulan Bastion’s Keep kalesi, kahramanlar vardığında neredeyse Azmodan’ın ordularına düşmüştü. Nephalem, Azmodan’ın kalenin duvarlarını iblisvari kuşatma yaratıklarıyla aşma girişimlerini durdurmasına rağmen, iblis grupları savunmaları aşmış ve içeriye girmiş, bir araya toplanan sivilleri katletmiş ve insanlığın kuşatılmış savunucularını öldürmüştü.

Adria’nın rehberliğinde, kahramanlar grubu Azmodan’ın ordularını güçlendiren Günah Dünyası’ndan olan iblisvari eserler olan Günah Kalpleri’ni yok etmek için Arreat Krateri’nin derinliklerinden geçmişti.

Azmodan's War Machine
Azmodan’ın Savaş Makinesi

Arreat Krateri’nin merkezinde, nephalem Günay Efendisi’yle yüzleşti. Azmodan, kahramanlara karşı Cehennem’in korkunç güçlerini saldı, mağarasını bir çürüme ve yozlaşma mabedine dönüştürdü.

Sonunda, kendinden önceki Belial gibi Azmodan yenilgiye uğratıldı, ruhu Kara Ruhtaşı’na hapsedildi.

Muzaffer kahramanlar döndüklerinde dehşet verici bir sahneyle karşılaştılar, kalenin parapetlerinin üzerinde Tyrael arcane zincirleriyle bağlıydı ve ölü muhafızların kanları ve bedenleri, Leah’ın etrafında bir ritüel çemberi oluşturuyordu. Adria, Kara Ruhtaşı’nı kızının etine daldırdığında, korkunç bir gerçeği açığa çıkardı: o Diablo’nun bir hizmetkarıydı ve Leah—Aidan ile kızları, Diablo’nun taşıyıcısı—Dehşetin Efendisi’nin dönüşünün habercisiydi.

Diablo’nun muhteşem varlığı, Leah’ın zihnini ve bedenini derhal dönüşüme uğratarak onu tamamen farklı bir hale getirdi. Efendisinin dönüşünden mutluluk duyan Adria kaçarak, Tyrael ve nephalem’i ihanetle yüzyüze bıraktı.

Elindeki Kara Ruhtaşı’yla Diablo; Mephisto, Baal ve dört Küçük Şeytanlar’ın ruhlarını ve böylece Burning Hells’in tüm efendilerinin güçlerini ve kötülüklerini emdi.

Sonunda en büyük arzusuna ulaşmak için Yüce Cennetler’in Elmas Kapıları’na bir geçit açtı: düşmanlarının dünyasını ortadan kaldırmak ve Prime Evil olarak tüm yaratılışa hükmetmek.

ve
Cennetler titreyecek…

Bölüm VII – Baş Kötü

Diablo, Cennet’in Elmas Kapıları’na Leah’ın formunda vardı, ancak Cesaret Başmeleği ve Cennet’in kuvvetlerinin komutanı Imperius kadim düşmanının illüzyonlarını gördü ve iblisin sahte biçimini ortadan kaldırdı.

High Heavens
Cennet’in Elmas Kapıları

Diablo’nun gerçek, korkunç formu açığa çıktı ve ikili, Diablo Imperius’u yenene ve Elmas Kapılar’ı paramparça edinceye dek savaştı. Cehennem’in kuvvetleri birçok kez Cennet’i kuşatmış olsa da, onun kapılarını aşmayı hiç başaramamıştı—ta ki şimdiye dek.

Kapılar düştüğünde, Angiris Konseyi’nin kalan üyeleri, Cennet’in meleksi liderliği hızla dağıldı.

Cennet’in yağmalanmasını durdurmak için hücum eden Tyrael ve nephalem, Diablo’nun peşine açık geçit üzerinden düştü. Orada, kendilerini Baş Kötü’nün yükselişi ve Yüce Cennetler’in yıkılışıyla suçlayan yaralı ve yenilgiye uğratılan Imperius ile karşılaştılar.

Diablo’nun Cennet’i kirletmesi acımasızcaydı. Cehennem’in en güçlü, en çirkin iblisleri Cehennem Geçitleri üzerinden akıyordu. Melekler, şeytanlara dönüştürülmüştü. Cennet’in lejyonlarını umutsuzluk sarmıştı.

Azimli nephalem, Cennet’in gücü ve tüm meleklerin yaşam kaynağı olan Crystal Arch’ın tepesinde Diablo’yla son kez karşılaşmadan önce, Kader Başmeleği Itherael’in rehberliğini almak ve Umut Başmeleği Auriel’i kurtarmak için fethedilen Yüce Cennetler’e kadar ilerledi.

Crystal Arch
Crystal Arch

Kötülerin ruhlarıyla güçlenen Diablo, nephalem’in üzerine durmak bilmeyen dehşetler saldı, hatta onları kendi gerçeklik saptıran Dehşet Dünyası’na çekti.

Ancak Yüce Cennetler’in başarısız olduğu yerde nephalem başarıya ulaştı ve devasa bir savaştan sonra, sonunda Diablo’nun fiziksel varlığını kül haline getirdi.

Diablo’nun yenilgisiyle, Yüce Cennetler’in sahipleri, evlerinin yıkıntısını yeniden inşa etmeye koyuldu.

High Heavens
Yüce Cennetler

Tyrael, gelecekteki günlerde çok ihtiyaç duyulacağını bildiği ölümlü Bilgelik Unsuru olarak Angiris Konseyi’ne yeniden katıldı. Diablo’nun işgali sonrası Cennet’e yayılan acıyı ve güvensizliği düzeltmeye ve melekler ile insanlık arasında gerçek bir ittifak oluşturmaya çabaladı.

…ama Sonsuz Savaş’ın kuruntuları, onun birlik umutları üzerinde gezinmeye devam etti.

…Ve Günlerin Sonu’nda, Bilgelik kaybolacak
çünkü insanlığın dünyasına Adalet düşecek.
Cesaret, Gazap’a dönüşecek –
ve tüm Umutlar, Umutsuzluk tarafından yutulacak.
Ölüm, en sonunda kanatlarını herkesin üzerine yayacak –
çünkü Kader sonsuza dek parçalanmış olacak.

Bölüm VIII – Ölüm Meleği

Diablo yenilgiye uğratıldıktan ve Kara Ruhtaşı’na hapsedildikten sonra, Angiris Konseyi onu Yüce Cennetler’de saklamaya karar vermişti, ancak Tyrael bu çözümden şüphe duyuyordu. Tüm Sanctuary’den güçlü insanları topladı ve onlara, Cain’in ölümünden bu yana ilk kez Horadrim adını verdi. Tyrael, onların yardımıyla Yüce Cennetler’den Kara Ruhtaşı’nı çaldı ve onu yıkılmış Corvus şehrinin altında saklamayı planladı.

Bu arada, kadim bir varlık Tyrael’in girişimini düşünüyordu. Eski Bilgelik Başmeleği Tyrael, yaratılışın gizemleri tarafından eziyete uğramıştı. Kardeşlerini terk etmiş ve ruhların doğasını araştırma yolunda Aspect of Death’e dönüşmüştü.

Nephalem, Prime Evil’i yenilgiye uğrattıktan sonra Malthael, Sonsuz Savaş’ı sona erdirmek için insanlık da dahil olmak üzere tüm iblisvari miras varlıklarını yok etmeye karar verdi. Yeni Horadrim’e saldırarak, Kara Ruhtaşı’nı ele geçirdi. Malthael’in korkunç melekler ve undeadlerden oluşan Reaperlar ordusu, Westmarch yakınındaki halkı katletmeye ve ruhlarını toplamaya başladı. Toplanan her insan ruhuyla, Malthael’in gücü artıyordu.

Malthael, Kara Ruhtaşı’nı başka bir dünyaya; Sonsuz Savaş’ın ön cephesi olan Pandemonium Kalesi’ne taşıdı. Orada, Sanctuary’deki tüm iblisvari özleri tüketmek için Ruhtaşı’nı yeniden şekillendirecekti.

Zakarum inancından bir Crusader’ın yardımıyla, nephalem Malthael ile yüzleşti. Savaşta Kara Ruhtaşı’nı parçalayan Malthael, Prime Evil’in serbest kalan ruhunu yutarak, savaş alanını Cehennem ve Ölüm’ün güçleriyle yıktı. Yorucu bir çatışmanın ardından, nephalemlerin birleşik gücü Aspect of Death’in üstesinden geldi. Malthael, bir enerji patlamasıyla ortadan kayboldu ve Diablo da dahil olmak üzere yuttuğu tüm ruhlar serbest kaldı.

…Ve Tyrael, hem Cennetler’in hem de Cehennemler’in şampiyonlarını alt eden nephalem müttefiklerinin, bir gün başmeleklerin en büyüğünü bile alaşağı eden bozulmaya kapılıp kapılmayacağını düşündü.

Nephalemler imkânsızı gerçekleştirdi.
Ölümü fethederek, melekleri… …ve tüm insanlığı kurtardılar.
O anda, kazandıkları zaferle, nephalemleri yeni bir ışıkta gördüm: Onlar, Cennet ve Cehennem’in şampiyonlarını yenen kahramanlardı.
Ancak onların içinde bir ölümlü kalbi atıyor… …bir gün bozulmaya çekilebilecek kalpler.
O gün, direnecek güce sahip olacaklar mı?
Yoksa kıyametimiz mi olacaklar?

Aksi belirtilmediği sürece, site içerikleri CC BY-SA 3.0 koşulları altındadır.